ISIMAS İNSAN ODAKLI ÇALIŞMA PRENSİBİ İLE DİKKAT ÇEKİYOR

👤Medet TURAN ISIMAS Genel Müdürü

🔍 Isımas insan kaynağı konusuna özellikle önem veren bir mühendislik firması. Yeni nesli nasıl görüyor, ne bekliyorsunuz?
Gençlerde özellikle yeni mezun olmuş mühendislerde çok gördüğüm bir sorun var: Okumuyorlar. Öğrendiklerini veya bildiklerini sadece izlediklerinden ibaret sanıyorlar. Bu da çok büyük bir kaos yaratıyor.

Bu duruma en kolay örnek herhalde, yeni neslin, tarihi, dizi filmlerden öğreniyor olması. Kimse Osmanlı dönemini araştırmıyor, diziyle o dönemi öğrenmeye çalışıyor. Bu doğru bir bilgi edinme şekli değildir. Tarih de bilgiyi net bir şekilde veren bir bilim değildir ya… Tarih kesin bir bilgi üzerine kurulan bir anabilim değildir çünkü. Felsefede dört çeşit bilgi vardır. O dört çeşit bilgi içinde tarih yoktur. Tarih kişilerin yorumuyla anlatılır. Bir olayı farklı kişiler farklı şekillerde yorumlayabilir ve bu bambaşka bir tarihsel dünya yaratır. Bugün en basit şekliyle 1. Dünya Savaşı’nı birisi “İttifak ve İtilaf Devletleri” diye bir şey yaratarak anlatır. Ben ise size, “Bu 1. Dünya Savaşı değil 1. Emperyalizm Savaşı’dır” derim. Yorumu değiştiririm kendimce. Özetle, özellikle 80-sonrası yetişen öğrencilerde ciddi bir boşluk var bilgi edinme şekillerinde, isteklerinde. Okumayan bir nesil var. Buraya gelip bizimle çalışan bütün mühendislerde görüyoruz. Hepsi çok idealist, hepsi bir an önce şirket sahibi olmaya çalışıyor, ne var ki hiçbir şey bilmiyorlar. Bu da aidiyet duygusunu tamamen yok ediyor. Yaptığı işin sorumluluğunu, işin ne kadar önem arz ettiğini bilmiyorlar.

Isımas olarak biz yoğunlukla hastane işi yapıyoruz. Bir mühendis hastane tasarlarken ergonomiyi göz önünde bulundurmalıdır, ülkeye katkı sunmalıdır, katma değer yaratmalıdır. Bunları yaptığı işin içine sokmalıdır. Sadece “İşim bitsin de ne olursa olsun” mantığıyla yaparsa bir sonuç elde edemez. Bir ameliyathaneyi düşünün…

O kadar önemli ki bunu sadece mühendislik açısından değil insanlık tarafından ele alıyorum. Mühendislik sadece veriler üzerine kuruludur ama mühendisle insan ilişkisini kuran da o eğitimi alan insandır.
Ben eğer ameliyathanede ameliyat olan bir hastanın oradaki yaşamsal koşullarını düşünmezsem, tesisatı yanlış kurarım ya da umursamam. Hijyenik olması gerekiyor değil mi bir ameliyathanenin, Steril olması lazım. Mikroplardan arındırılmış olması gerekiyor. Bunun için de seçtiğimiz bütün ürünlerin doğru olması gerekiyor. Mühendislikte hesaplarla bunları doğru yerlere oturtmanız gerekiyor. Bugün, “Hadi gelin arkadaşlar, böyle bir şey yapalım” dense, kulaktan dolma bilgilerle yapıyorlar. Bugün ülkemizde ameliyathane hijyeni konusunda ciddi sıkıntı var diyebiliriz.

Sıkıntı devlet standartlarında mı, uygulamada mı?
Devlet standartları çok esnek. Sağlık Bakanlığı standartları doğru aslında, çünkü uzun deneyimler sonucu elde edilen bilgiler bunlar. Ama bir de bakıyorsunuz özel sektör kâr etme amacıyla işi ucuza getirmeye çalışıyor. İşi ucuza getirince de siz mühendisliğinizle, bilginizle her şeyinizle çelişmeye başlıyorsunuz, ya da para kazanamıyorsunuz. Ekibinizi, işinizi dağıtıyorsunuz. “Ben bu işi sıkı sıkıya ve doğrusuyla yapacağım, bu işin doğrusu budur” dediğiniz anda o iş doğru olur. Ama maalesef, “bir an önce, emek vermeden çok para kazanayım” derseniz iş doğru olmaz tabii…
Standartların esnek olması durumunu açar mısınız? Yani belli standartların altında ürün nasıl kullanılabiliyor?
Kullanabilir. Sonuçta siz biçim olarak ameliyathaneyi görebiliyorsunuz. Her şey görünürde dört dörtlük fakat kimse içeriğini incelemiyor. Hadi inceleyelim diyelim, onu inceleyecek doğru düzgün bir mekanizma da yok.

Yani ürün seçiminde var ama projede mi yok?
Projede de var ama burada iş tamamen fayda işine dönüşüyor. Parasal bir etkiye dönüşüyor. Hangisi daha ucuzsa o kullanılıyor. Kamu projelerinde iş, para için değil halk için yapılıyor. Devletin temel amacı bu değil midir? Yapılan şey fiyatı üzerinden değil tabii ki, önce halkın sağlığı ve mutluluğu için yapılıyor. Bunun dışında kalan alanda ise, daha az ücrete mal edip daha çok kazanma amacı güdülüyor. Biz Isımas olarak işe tamamen idealist yaklaşıyoruz. Diyoruz ki; yaptığımız işi en iyi şekilde yapalım, insan ölümlerini engelleyelim çünkü hava kalitesinin kötü olmasından kaynaklı mikroplar üremekte ve tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.  Havalandırmanın hijyenik olmaması nedeniyle mikrop ürüyor ve doğrudan hastaya bulaşıyor. Bu sebeple 10-15 yıl evvel çok fazla bebek ölümleri oldu.
Peki bunun için önlem alındı  mı?
Alındı. Makine Mühendisleri Odası devreye girdi, çok ciddi çalışmalar yapıldı. Ameliyathane standartlarının ne olması gerektiğini ortaya koydu ve doğru bir sonuç çıktı.

MÜHENDİS DEDİĞİMİZ HALKI İÇİN ÇALIŞAN KİŞİ OLMALI, YAPTIĞI İŞİ HALKI İÇİN YAPMALI
Bizim şu an kalifiye insan sıkıntımız var. Her yerde üniversite açmak kalifiye toplum yaratmak anlamına gelmiyor. Çok ciddi bir şekilde insan problemimiz var. Bizim bütün işlerimiz insan üzerine kurulu, dolasıyla bu konu şirketimiz için de önem arz ediyor. Mühendis dediğimiz halkı için çalışan kişi olmalı, yaptığı işi halkı için yapmalı. Devlet de hiçbir işini halkı üzerinden kâr amaçlı yapmamalı, fayda için yapmalıdır. Yani bütün materyaller araç olmalıdır, amaç olmamalıdır.

Araştırma yapmayan bir toplulukla birlikte yaşıyoruz. Genç arkadaşlara zaman zaman amaçlarının ne olduğunu, geleceğe nasıl bakmak istediklerini soruyoruz. “Gelecekte gözüm sizin koltukta” diyorlar. “Ben koltuğumu veririm, yeter ki siz alın” diyorum ancak mesele senin ne yapmak istediğin, ne olmak istediğin.
İyi bir mühendis mi, iyi bir insan mı, iyi bir hayat mı yaşamak istiyorsun? Bunların hepsi birbirine paralel ve bağlı şeyler. Ama ben işimi iyi bir insan olarak yaparsam geri kalan her şeyi iyi yaparım.

İŞİNİ İYİ YAPMAYAN BİR KİŞİ DİĞERİNİN DE İŞİNİ DÜŞÜRÜR, DOMİNO TAŞI GİBİ
İkinci konu sorumluluk sahibi olmak. Benim ne kadar buradaki arkadaşlarıma –şu anda 500-600 kişi çalışıyoruz- karşı bir sorumluluğum varsa onların da kendilerine, aynı zamanda karşılarındaki veya yanlarındaki arkadaşlarına ve tabii ki aynı zamanda topluma karşı sorumlulukları var. İşini iyi yapmayan –burada kastım maksimum sömürü, maksimum kazanç değil- bir kişi diğerinin de işini düşürür, domino taşı gibi.

Teknik gruptaki arkadaşlarıma diyorum ki, “Bakın, siz çok önemli bir pozisyonda oturuyorsunuz. Doğru teklif hazırlayamazsanız yani projenizi doğru düzgün okuyamıyorsanız (burada da demek istediğim şu: “Bir şey bilmiyorsanız”), herşeyden önce biz iş alamayız. İş alamazsak para kazanamayız, para kazanamazsak da buradaki arkadaşlarımızın işten çıkmasına neden oluruz. Ben dahil hepimizin işi bırakmasına neden olur bu durum, birbirini tetikler.” Herkes yaptığı işten dolayı hiç tanımadığı birine karşı sorumludur aslında. Bu sorumluluk içgüdüsüyle hareket etmek gerekir.
Bizim toplumumuz sorumluluk içgüdüsünden gittikçe uzaklaşmış, uzaklaşıyor.

ÜLKEMİZDE KİMSE KENDİSİ İÇİN BİLE ÇALIŞMIYOR, AN İÇİN ÇALIŞIYOR
Bize hep Japonya ve Kore örneklerini verirler. Onların inanılmaz bir aidiyet duygusu var. Bu aidiyet duygusu sadece kendisi için değil, devleti için de geçerli. Ben beş gün çalışıyorsam bir gününü devletim için çalışıyorum. Bu kabul edilir veya edilmez, sadece mantalite açısından söylüyorum. Bizim ülkemizde ise kimse kendisi için bile çalışmıyor, an için çalışıyor. Böyle olunca da verimli bir sonuç çıkmıyor. Yapılan her şey üç-dört kez kontrol edilerek yürütülmek zorunda kalınıyor. Bu da ciddi bir zaman kaybına dönüşüyor ve sizi sürekli insan yetiştirme pozisyonuna düşürüyor. Sonuçta tüm süreci en başından tekrar tekrar yaşamaya sebep oluyor ve zaman kaybı katlanarak artıyor.

Ben makine mühendisiyim. Elektromekanik sektöründe hizmet veriyoruz, yani inşaat sektörünün en zor kısımlarından birinde faaliyet gösteriyoruz. Bir sistemin bütün iç dinamiğini yaratıyoruz. Sektörümüzde o kadar çok batan firma var ki… Bunun birçok nedeni var. Bir tanesi tamamen kadrolarla ilgili.

Biz o kadar çok ilan veriyoruz ama istediğimiz nitelikteki elemanı bulamıyoruz. Ben deneyimli olması gerekliliği fikrine karşıyım. Yetiştirmeye razıyız ama aklının açık olması gerekiyor, dogmatik olmamalı. Araştırma yönünün çok geniş olması lazım. Sıkıntıyı burada yaşıyoruz, insanlar araştırmıyorlar, çok hazırcı bir topluma dönüşmeye başladık.

ŞANTİYELERDE ÇALIŞANLARIMIZA OTEL KONFORUNDA YAŞAM ALANLARI KURUYORUZ
Peki insan kaynağını bu kadar önemseyen bir şirket olan Isımas için iş güvenliği konusu ne ifade ediyor?
Şantiyede bir çalışmamız varsa,  o şantiye mükemmel bir şantiye olmasa bile o insanın yaşam koşullarını daha iyi edebilmek adına biz kendi önlemlerimizi almaya çalışıyoruz.

Yani kimse bunun hesabını sormayacak olsa bile kendi standartlarınızı kendiniz yaratıyorsunuz.
Yani bizim şirket olarak oturtmaya çalıştığımız şey bu.

Bunlara biraz somut örnekler verir misiniz?
Örneğin şu an Erzurum’da bölge hastanesi yapıyoruz. 300 bin metrekarelik bir iş bu. Ben projeye gittiğimde ilk yaptığım şey oradaki zor koşullara uygun işçi yaşam alanlarını düzenlemek oldu. Belki işverenin bile öyle bir altyapısı yokken biz kendi çalışanlarımıza otel konforunda bir yaşam alanı kurduk. Bu, bizim çalışanlarımızla kurduğumuz bir iletişim…

Şirketler grubumuz için de böyle, bizim için her insan çok değerli. Onun bir yerden düşüp başına bir şeyler gelmesinin inanın bizim maddi anlamda gözümüzde hiçbir karşılığı yok. Onunla birlikte yıkılan hayatlar çok büyük. Bir anda bir aile babasız kalacak, birisi eşsiz kalacak, biri nişanlısız kalacak, baba-anne evlatsız kalacak. O kadar büyük bir yıkım var ki, bunu hangi parayla yerine koyacaksınız. Onun için ilk önlem aldığımız şey o insanın yaşam koşulları. Şantiyede o yaşam koşulları düzeltilmediği sürece hareket etmiyoruz. Bunlar bizim maliyetlerimizi çok çok arttırıyor. İşveren karşısında da zor durumda bırakıyor.

Ülkede işçi sağlığı ve iş güvenliği konuları gittikçe gelişiyor. Buna rağmen çok ciddi oranda iş cinayetleri yaşanıyor. Bu sadece bireyin hatası değil. Ben “işçi dalgın” lafına hiç inanmıyorum. İşçi zaten dalgın, sabahtan akşama kadar yoruluyor, ne yapsın! Sen o dalgınlığı göz önünde bulundurarak önlemini almaya çalışacaksın. Başarabiliyor muyuz? Çok yeterli değil ama elimizden geldiğince firma olarak itina gösteriyoruz. Bu durum bizim rekabet şansımızı çok zorlaştırıyor. İşi alabilmek için yaptığımız görüşmeler sırasında diyoruz ki, “biz böyle koşullarla çıkıyoruz karşınıza”.
Yani bizim fiyatlarımız neden yüksek diye sorulduğunda anlatıyoruz itina ettiğimiz durumları. Biz yüzde iki-üç ile para kazanmayı hedeflerken, rakiplerimiz yüzde onbeş-yirmi ile bizden daha düşük fiyatlarla çıkıyor karşımıza.

Tabii biz sunuyoruz; “Bu işyerinde böyle bir işgücü olması lazım, böyle bir kontrolör olması, şu etkinliklerin olması, şu önlemlerin alınması lazım” diye belirtiyoruz. Bu saydıklarımız olmazsa olmaz şeyler aslında.

Siz bu açıklamayı yaptığınızda nasıl bir tepki alıyorsunuz. Bu fiyat farkı meselesini nasıl çözüyorsunuz?
Çözemiyoruz ki! Şöyle açıklayayım: Biz yakın bir zamanda Dubai’de metro ihalesine katıldık. Dünyanın en büyük yirmi firması katıldı bu işe, yıllık ciroları üç-dört milyar dolar olan elektromekanik firmalar… Türkiye’den de dört firma girdi. Bunlardan yeterlilik alan firmalardan bir tanesi biziz. Isımas, Dubai metrosu ihalesine girdi, yeterlilik aldı ve teklif vermeye layık görüldü.

Türkiye’de belki elektromekanik sektöründe yüzlerce firma var. Yalnızca dört firmanın girmesi, yeterlilik alabiliyor olması büyük bir sıkıntı aslında. Bunun sadece maddi güç ile ilgisi yok. Organizasyon yapısı, işçi hakları, iş güvenliği gibi birçok konu değerlendiriliyor.

DUBAİ METROSU İHALESİNDE İLK 6 FİRMA ARASINDA YER ALMAK ISIMAS’IN KALİTE OLARAK NEREDE OLDUĞUNU GÖSTERDİ
O zaman standartları yüksek bölgelerde daha çok proje alma şansınız var.
Uluslararası, standartları yüksek olan birçok yerinde iş yapabilecek potansiyeldeyiz. Yurt dışındaki iş potansiyelimiz Türkiye’deki iş potansiyelimizden daha yüksek. Örneğin daha önce Kazakistan’da iş yapıyorduk. Şimdi Dubai metrosunun (yaklaşık 150 milyon dolarlık bir işten bahsediyorum) ihale süreci devam ediyor. Yirmi firma elenmiş, altı firma kalmış, biz de ilk altının içerisindeyiz. Tekrar ihale süreci devam edecek. İşi almamızdan daha önemli olan kategorik olarak nerede olduğumuzu görmemizdi bu projede. Çok doğru bir stratejiyle hareket ettiğimizi görüyoruz ve bu bizi çok mutlu ediyor. Biz bunu Türkiye’de anlatıyoruz. Bakın bu adamlar bizi seçti. Bu bize, Türkiye’deki birçok yerde “nokta iş” dediğimiz, “referanslı iş” dediğimiz işlere davetiye kazandırıyor.
Ankara’da yapılacak Türkiye Halk Sağlığı Merkezi için teklif verdik. Çok ileri teknoloji kullanılması gereken bir iş, oraya davet edildik. Şehir hastanelerinde, yap-işlet-devret hastanelerinde biz artık davetiye ile çağrılıyoruz. Zaten onların da değerlendirmeleri var, puanlamaları var. O değerlendirmelerin hepsinden geçiyoruz ve tekliflerimizi veriyoruz. Tabii ondan sonrası ticari kaygılar… Oluruz ya da olmayız bilemeyiz ama biz kadromuzu ve yapılması gereken işleri sunuyoruz.🔍

GERÇEKLİK ŞU: BU İŞİ KAÇ KİŞİ İLE YAPABİLİRSİN?
Yani 100 milyon TL’lik bir işte yaklaşık yetmiş kişilik bir staff kadrodan bahsedebiliyoruz. Bunu yirmi kişiyle yapan daha az bütçeyle girer ihaleye elbette, 100 kişiyle yapan daha yüksek bütçeyle girer. Ama biz bu analizlerimizi tek tek yapıyoruz. Hangi projeye kaç mühendis, kaç formen, kaç teknik ressam gerekiyor. Bunların verilerini analiz ediyoruz çünkü biz mühendislik firmasıyız, tüm işimiz zaten verilerle. Şirketler grubunun adı İzomas. MAS Mühendislik Araştırma Sistemi demektir. Isımas da öyle…

Gözümüz kapalı ekip kurup alamayacağımız iş yok ama gerçeklik var: Bu işi kaç kişi ile yapabilirsin? Analizini doğru yaptığın sürece işvereni de doğru yönlendirirsin. İşverene şunu diyebilirsin; “İşin süresi bu, bu kadar kişiyle çalışılması gerekiyor”. İşveren akıllı bir işverense bu analizi yaptığında seni doğru değerlendirmeye alıyor.
Değilse başına neler geliyor?
Değilse genelde batıyorlar. Ya mekanik firması batıyor ya da işi veren firma batıyor. Kendisi batıyorsa hepsini batırıyor. Türkiye’de çok ciddi sayıda batan firma var, takip ediyorsunuzdur.

Bütün bunlara rağmen dünyadaki en büyük müteahhit firmalar Türkiye’de. Büyükler arasına Türkiye’den birkaç firma giriyor. Ama halen birçok ülkenin çok çok gerisindeyiz.

Hangi açıdan?
Teknik, teknolojik, iş, işçi sağlığı ve iş güvenliği… Bunların hepsi veri, sadece inşaatı çok yüksek bina yapmak değil önemli olan.  O inşaatta ne kadar iş kazası var,  hangi veriler altında çalışılmış, iş ne kadar sürede bitirilmiş, hangi kalitede malzeme kullanılmış gibi verilerin hepsini topladığınızda çok güçlü bir puanlama çıkartıyorsunuz ortaya. Bu puanlama da sizin aslında ne kadar iyi olduğunuzu gösteriyor.

2013’TEN İTİBAREN ELEKTROMEKANİK ALANINDA HİZMET VERİYORUZ, DÖRT YILDA ÇOK CİDDİ REFERANSLAR ELDE ETTİK
Sizinle sürekli olarak çalışan inşaat firmaları var mı?
Var. Bizi bilen firmalar, en azından şunu söyleyebiliyorlar: “Biz bu firmayla çalışırsak başımız ağrımaz.” Rakamsal anlamda bir yerde uzlaşıyoruz, farklı boyutlara giriyoruz ama işimizi layıkıyla yapmaya çalışıyoruz.
Biz hep şöyle baktık: Önce ün. Zarar ettiğimiz işlerimiz olmadı mı, oldu ama işimizi hep layıkıyla yaptık çünkü ünümüz bizim için önemli. Para kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Yeter ki işimiz doğru çıksın. Tabii ayakta durup da nefes alabilecek pozisyonları yaratmak gerekiyor. Isımas 2004 yılında kurulmuş bir firma, 2004’de Türkiye’ye ilk ısı pompalarını getiren firmalardan biri. Bu ısı pompası da fosil yakıtlardan uzaklaşarak yenilebilir enerji sitemlerini kullanılmayı sağlayan bir tasarım. Bu tasarımı getiriyor Isımas.  Türkiye buna hazır değildi, ki hala hazır değil.

2013’ten itibaren biz sektörel olarak yapımızı değiştirdik. Dedik ki, “kadromuz makine mühendisi, elektrik ve mekanik taahhüt işlerini yapabilir”. Bir yapının havalandırmasını, ısıtmasını, soğutmasını, otomasyonunu, yangınını mekanik olarak ele alalım, bir binanın nerdeyse dörtte birini bu oluşturuyor; diğer dörtte birini elektrik oluşturuyor. Yani zaten yapının yarısı elektromekanik, geri kalanı ise bildiğimiz kütle, demir, çimento ve cephe, ince işler dediğimiz mimari işler. “Elektromekanik alanına girelim ve bunu da layıkıyla yapalım” diyor Isımas 2013’te. Dört yıldır bu şekilde çalışıyoruz. Bu alanda çok ciddi referanslar da kazandığımızı düşünüyoruz.

2004-2013 arasında ne oldu?
O süreç ısı pompası üzerinde devam etti. Ciddi AR-GE çalışmalarımız oldu. Amerika’da eğitimler verildi, gidildi, alındı.

Şu an ısı pompasıyla ilgili bir şey yapıyor musunuz?
Yok, hayır yapmıyoruz. Çok butik bir alan olarak kalıyor. Ama doğru kullanılırsa çok önemli bir tasarım. Bütün bir İsveç tamamen ısı pompasıyla ısınıyor. 

BİR PROJEYİ DOĞRU YAPMAK İÇİN SÜRECİ İYİ TASARLAMAK GEREKİR
Tasarım Merkezi oldunuz.
Biz 2017 yılında bu yolda Bilim ve Sanayi Bakanlığı tarafından Tasarım Merkezi olarak kabul edildik. Sanırım Türkiye’de ikincidir. Elektromekanik alanında birinci, inşaat sektörü alanında ikinci tasarım merkezi olduğumuzu söyleyebiliriz.

Bu AR-GE merkezi ve tasarım merkezi arasındaki fark nedir?
Tasarım, yaptığımız işler göz ününde tutulduğunda, bir işin nasıl daha iyi hale getirebileceği sorusuna cevap aramaktır diyebiliriz.
Sadece malzeme seçimi değil; insan, zaman yönetimi,  malzeme sevkiyatı gibi her şeyi düşünerek en optimal çözümler üretmek ve işvereni de bu noktada doğru yönlendirecek bir süreçtir tasarım. Bir projeyi doğru yapmak, süreci iyi tasarlamakla olabilir ancak.

Devlet bunu hangi parametrelere göre değerlendiriyor?
Devlet; projelerde iyileştirme, zaman, proje kattığınız katmadeğer, mühendislik verilerinin doğru zeminde kullanılması, çözüm odaklı olunması gibi verileri inceleyerek devreye giriyor. Sizin bu konuda doğru bir çalışma yaptığınızı görerek, yapmış olduğunuz çalışmayı onaylıyor. Aslında tasarımın içinde AR-GE de var. Alanımızda amaliyathanede kullanılan paslanmaz kanallar çok pahalı, biz aynı hijyen standartlarını yakalayan galvaniz malzemeden yeni bir ürün yaparak uygun fiyata çıkartabilir miyiz diye çalışma yapıyoruz. Yaklaşık bir yıldır da bunun çalışmasını yürütüyoruz. Yani ürün de geliştiriyoruz.

Kendi sektörümüzü nasıl daha da iyileştirebileceğimiz düşüncesinden yola çıkarak modeller yaratmaya çalışıyoruz. Bu bir yıllık bir süreç. Ama yönümüzü elektromekaniğe çevirdiğimiz günden beri hep aklımızda bilimsel verilere dayanarak mühendislik çalışmalarını geliştirmek var. Sadece basit bir mühendislik çalışması yapmak değil, elimizdeki projeyi daha iyi hale nasıl getirebiliriz, daha kullanılır hale nasıl getirebiliriz, daha ergonomik hale nasıl getirebiliriz şeklinde düşüncelerimiz var. Bu şekilde bir çalışma ağı kurduk ve çalışmalarımızı sunduk. Bakanlık, “Evet, siz bir tasarım merkezisiniz” dedi.

Peki desteği ne durumda oluyor?
İşin maddi destek tarafında değiliz aslında. Bizim için önemli olan yaptıklarımızın bilimsel bir karşılık alıyor olması, kabul görüyor olması.

TOPLUMSAL BAĞIMIZDAN KOPARAK DEĞİL, ONUN BİR BİLEŞENİ OLARAK ÇALIŞIYOR, ÜRETİYORUZ
Şu an yürüttüğünüz projeler var mı bu anlamda?
Erzurum Bölge Hastanesi’nin ameliyathane kısımlarını örnek gösterebiliriz. Mevcut sistem üzerinde olabildiğince Bakanlık projesine sadık kalsak da, sistemi geliştirebileceğimiz, daha efektif hale getirebileceğimiz projeler üzerinde çalışıyoruz.

Belli bir yol aldık bu konuda, aldığımız yolu da Bakanlık ile paylaşıyoruz. Önerdiğimiz yeni sistemi söz konusu projede uygulamasak da bu elimizde bir verdir. İzleyen projelerde böyle olursa daha efektif ve daha doğru sonuçlar elde etme şansımız olur diye düşünüyoruz. Bu aslında bizim için bir kazanç.

Sonraki projeler için mi yapıyorsunuz?
Tabii. Elimizdeki veriyi deneysel veri olarak kullanıyoruz. Şu anda mevcut projeyi değiştirebilmek için Bakanlığın prosedürleri var, o prosedürlere girmek gerekiyor ama biz şimdi o kısma girmiyor, bundan sonra böyle yaparsanız bu şekilde bir kazanca dönebilir şeklinde geliştiriyoruz çalışmamızı.

Karşılığı olmayan bir katkı sunuyorsunuz.
Tabii tabii. Bunun karşılığı yok. Bir mühendis ne yapmalıdır? En başta konuştuğumuz konuya geldik yine…

Toplum için çalışma üretmelidir, yeni veriler ortaya çıkarmalıdır. Biz aslında kurduğumuz cümlelerin yan cümlelerini hayata geçirmeye çalışıyoruz. Firma olarak da böyle, şahsım olarak da böyle yapmaya çalışıyoruz. Yani toplumsal bağımızdan koparak değil, toplumsal bağımızın bir bileşeni olarak çalışıyoruz.