Yeni tasarım ve içeriğiyle okurlarıyla buluşan Türkiye’nin en köklü inşaat dergisi olan İnşaat Dünyası dergisi, Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat ve yapı sektörünün uluslararası gelişimini ana misyonu olarak görür ve yıllardır ödün vermediği yayıncılık çizgisini sürekli geliştirerek bu misyonu gerçekleştirmeyi hedefler.

Şifre: Basitleş, Kolaylaş, Keyif Al

A. Ozan Ekşi

Trend tahmin ajansları, yaşam tarzımızın giderek daha da ‘basitleşeceği’ yönünde fikir birliğine varmış durumda. Daha primitif bir tavırla, ama şıklığı yitirmeden. Doğayla yakın temasta, ama estetik kaideleri koruyarak. Yavaşlatılmış ve sadeleşmiş bir atmosferde, ama cool ve klas. Dolayısıyla tasarım ve dekorasyon şifrelerimiz; hamlık, el işçiliğine odaklanma, yalın formlar ve nefes alan alanlar.

Aslında her birimiz büyük zevklerle değil, içinde sürpriz bulunduran küçük şeylerle daha çok mutlu oluyoruz. Biraz belirsizlik, biraz plansızlık, biraz yavaşlamak bize çok iyi geliyor. Hatta yavaşlamak da yetmiyor, bir süre tamamen durmak; içimizdeki serotonin nerede yükseliyorsa, orada nokta koymak gerekiyor. Önümüzdeki dönemde markaların tüketiciye yakınlaşmak için kullanacakları şifre de işte tam bu: Basitleş, kolaylaş, keyif al! Artık daha fazlasını değil, daha kullanışlısını vermek değerli. Hedef, kullanıcıyla dost olmak ve marka bağımlılığı yaratmaksa, en sofistike sistemleri bile anlaşılır hale getirerek sunmak, göz boyayan değil, gerçekten işe yarayan fikirler geliştirmek gerekiyor. Tüketicinin kalbine girmiş markaların da ortak özelliği bu zaten. Deneyimler, ürünü arındırmak ve anlamlandırmak için kullanılıyor. Çünkü mükemmelliği azaltarak yakalamak aslında çok daha zor. Kalitenin sesi sonuna kadar açık, lüzumsuz bir ilaveye ise kesinlikle geçit yok!

Dolayısıyla kalabalık, karışık ve yorucu olmak yerine rahatlatıcı, kolaylaştırıcı ve dengeleyici olma beklentisi, insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde de yaşama alanlarıyla olan ilişkilerinde de ilk sıraya yerleşecek. Tüm trendlerin içinde doğaya ve doğal olana yakınlaşma dürtüsünün bulunması da bu yüzden.

Bitmek bilmeyen devinim Japonizm’e bakacak olursak; gösterişsiz zenginlik, bireysel, içe dönük teslimiyet ve ruhaniyet, sadelikle gelen zarafet ve tüm bunların birleşimiyle yükselen kalıcılık, yani dünyadaki tek gerçek güç… Bu yüzden Batı, Japonya’yı keşfettiği günden beri dönüp dolaşıp Japonya’ya referans yapıyor.

Japonizm Nasıl Doğdu?

İlk olarak XIX. yüzyılın sonunda kelime haznemize giren Japonizm, Fransızca kökenli. Avrupa’da o dönem güzel sanatlar başta olmak üzere mimari, dekorasyon, hatta gösteri sanatlarını etkisi altına alan Japon sanatı ve buna dair teknikleri benimseyen Batılı sanatçılarının yarattığı bir akım. Bir anlamda doğunun batıyla kucaklaşması… Japonya’dan Kıta Avrupası’na ulaşan ilk Japon kaynaklı eserler ahşap plaklar üzerine çizilen 2 boyutlu geleneksel Japon resmi olan ukiyo-e imiş. Günümüzde de özellikle modern kimono deseni olarak kullanılan ve çok popüler olan bu resimler; renk, kompozisyon ve konuları açısından XIX. yüzyıl sanatçılarına ilham kaynağı olmuş, devamında bu iki etki art nouveau ile geliştirip art deco ile şaha kalkmış. Ukiyo-e etkisindeki ressamlar derken dönemin süper starlarını kast ediyoruz. İzlenimcilik akımının elebaşları Van Gogh, Edgar Degas, Monet, Renoir dışında Gustav Klimt gibi bir art nouveau üstadı da Japonizm’den etkilenen ressamlar arasında.

Bir Devridaim Hikayesi: Yeni Japonizm

Minimalizm ve Zen… Minimalizm, Japon etkisindeki Bauhaus tarafından önerilmiş bir akım; 60’larda yükselip, 70’lerde kaybolup milenyum dönümünde ise Zen kavramını yanına alarak, 80’lerden 90’lara akan şaşaadan bıkan insanlara ilaç gibi gelmişti. Ancak Bauhaus’un önerdiği stilin uç noktasından taşıp aşırı sadelik, yokluk hatta hiçlikle tanımlanan mekanlara ilerleyen akım, belli bir süre sonra insanlarda beyaz körlüğü yaratmıştı. Sonuç olarak trendin hâkim olduğu süreçte tüm yaşam alanları birer showroom’a dönüşürken buralarda yaşamakta zorluk çeken insanlara da “Hayır, güzel olan bu!” dayatması yapılmıştı. Yeni Japonizm’den kastımız kesinlikle bu değil. Çağımızın dev Japonları Tadao Ando, Toyo Ito, Shigeru Ban’ın yaptığı gibi ışıkla, malzemeyle, dokuyla şiir yazmak doğru tanım olabilir. En azından hedef bu. İç mekânda yekpare görüntülü ahşap kaplama; duvarlara, hatta tavana uzanıyor. Pencereler duvarda adeta birer tablo gibi şekillendiriliyor. Bunu ‘günışığını çerçevelemek ve duvara asmak’ gibi düşünebilirsiniz. Japon geleneğindeki panel kayar kapılar hem kapı hem paravan olarak ayırıcı görevinde. XX. yüzyılda yaygın olarak kullanılan ukiyo-e etkisindeki duvar resimleri bu kez duvar kâğıdı ve ev tekstillerinde öne çıkıyor. Yani kimono desenlerini evinizde cesurca kullanabilirsiniz.

İç mekânda bitki kullanımı yoğun. Yalnız Zen minimalizmindeki gibi dev mekâna bir tane heykelsi saz yerleştirmek mantığından çıkıyoruz. Bambu, diğer kamış türleri ve bonzainin yanında zeytin, limon gibi Akdeniz’e ait ağaçlar saksı bitkisi olarak, mimari bitkiler adıyla anılan devetabanı, mimoza, kaktüs ve sukulentle birlikte eve giriyor. Bu stil, gelişmiş bir planlama ve düzenleme süreci gerektiriyor. Hiçbir şeyin olduğu gibi kalmasına izin yok. Ancak yapaylığa tahammül de yok. Her ince detay büyük resmin mükemmeliyeti için çalışıyor. 2017’de öne çıkan en önemli bahçe stillerinden biri de Zen bahçeleriydi. Dünyada peyzaj mimarları Shodo Suzuki, Andrea Cochran, Ted Smyth tarafından sıklıkla uygulanan stil, şehirlerdeki park ve bahçelerin yanında balkon ve teraslarımıza da hâkim oluyor. Yeni Japonizm, loft kültürüne de ayak uyduran bir stil. Zaten loft stilinin kökenlerine bakıldığında yine Japonizm etkisi görülebilir. Japonizm geleneksel Japon kültür unsurlarından ilham alırken, Yeni Japonizm, güncel modern Japon yaşam değerlerini de kavrıyor. Örneğin küçük metrekarelerde çok fonksiyonlu yaşam düzenlemeleri, Tokyo’dan Toronto’ya, hatta Avustralya’dan yayılmaya başlıyor. Avrupa’da Amsterdam, Berlin ve tabii ki İskandinav şehirleri bu trendin takipçileri.